Müslümanlık Sınavı
Bölüm 6
İslam Şeriatının Tarihi Türk Düşmanlığı Konusunda Birkaç Soru
Size: “İslam şeriatında ‘ırklar’ ve ‘toplumlar’ arası eşitlik
diye bir şey yoktur, Arabın üstünlüğü ilkesi vardır. İslama göre Tanrı
Türkleri insanlığa felaket getirici ırk olarak tanımlamıştır!”
diye bir şey yoktur, Arabın üstünlüğü ilkesi vardır. İslama göre Tanrı
Türkleri insanlığa felaket getirici ırk olarak tanımlamıştır!”
deseler, bu sözlere inanır mısınız?
Eğer bu soruya: “Hayır inanmam! Çünkü İslam, her hususta olduğu gibi,
ırklar ve topluluklar arasında da eşitlik ilkesine bağlı bir dindir; Arapları
Arap olmayanlara üstün tutmaz!” şeklinde karşılık verecek olursanız, Müslümanlık
sınavından başarısız çıkmış olursunuz, çünkü İslam, her hususta olduğu
gibi, ırklar, toplumlar ve kişiler bakımından da eşitliğe yer vermeyen,
esas itibariyle Arabın üstünlüğünü, Arap kavminin yüceliğini öngören bir
dindir. Şöyle ki:
ırklar ve topluluklar arasında da eşitlik ilkesine bağlı bir dindir; Arapları
Arap olmayanlara üstün tutmaz!” şeklinde karşılık verecek olursanız, Müslümanlık
sınavından başarısız çıkmış olursunuz, çünkü İslam, her hususta olduğu
gibi, ırklar, toplumlar ve kişiler bakımından da eşitliğe yer vermeyen,
esas itibariyle Arabın üstünlüğünü, Arap kavminin yüceliğini öngören bir
dindir. Şöyle ki:
İslamcılar, İslamın ırk farkı gözetmediğini, eşitlik dini olduğunu
söylerler; söylerken de Muhammed’in: “Ben Araptanım, ama Arap benden değildir”
ya da: “İnsanlar, bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Arabın Arap olmayana
üstünlüğü yoktur” dediğini öne sürerler.
söylerler; söylerken de Muhammed’in: “Ben Araptanım, ama Arap benden değildir”
ya da: “İnsanlar, bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Arabın Arap olmayana
üstünlüğü yoktur” dediğini öne sürerler.
Oysa Muhammed bu sözleri, eşitlik ilkesine bağlı olduğu için değil
(çünkü hiçbir konuda eşitlik getirmemiştir), günlük siyasetinin gereksinimi
nedeniyle söylemiştir. Her ne kadar Arap bedevisini ya da kentli Araplardan
bazılarını küçümsermis gibi görünmüşse de (bkz. Tevbe Suresi, ayet 98,
107; Fetih Suresi, ayet 16) bunu, Araplardan bazılarının İslama girmemeleri,
direnmeleri ya da kendisiyle birlikte savaşa katılmamaları nedeniyle yapmıştır.
Oysa gönlünde ve kafasında yatan şey, Arap kavminin insanlığın en üstünü ve diğer toplumların “efendisi” olduğudur;
bundan dolayıdır ki, Arabı her bakımdan yüceltmiş, “kavm-i necib” (temiz,
saf ve asil ırk) olarak nitelendirmiş ve Arap olmakla her zaman övünmüştür.
Muhammed’in söylemesine göre Araplar, “üstün ve şerefli” bir soy olan İbrahim
“Peygamber”in ve onun oğlu İsmail’in soyundan gelmişlerdir. Ve bu soy içerisinde
Kureyş kolu ve bu kola dahil Beni Haşim’in aşireti (ki Muhammed’in mensup
bulunduğu aşirettir) asalet ve üstünlük bakımından önde gelmiştir. Bunun
böyle olduğunu anlatmak üzere şöyle demiştir: “Arapların en mükemmeli Kureyşlilerdir
ve Kureyşlilerin en mükemmeli de Benî Haşim’dir.”
(çünkü hiçbir konuda eşitlik getirmemiştir), günlük siyasetinin gereksinimi
nedeniyle söylemiştir. Her ne kadar Arap bedevisini ya da kentli Araplardan
bazılarını küçümsermis gibi görünmüşse de (bkz. Tevbe Suresi, ayet 98,
107; Fetih Suresi, ayet 16) bunu, Araplardan bazılarının İslama girmemeleri,
direnmeleri ya da kendisiyle birlikte savaşa katılmamaları nedeniyle yapmıştır.
Oysa gönlünde ve kafasında yatan şey, Arap kavminin insanlığın en üstünü ve diğer toplumların “efendisi” olduğudur;
bundan dolayıdır ki, Arabı her bakımdan yüceltmiş, “kavm-i necib” (temiz,
saf ve asil ırk) olarak nitelendirmiş ve Arap olmakla her zaman övünmüştür.
Muhammed’in söylemesine göre Araplar, “üstün ve şerefli” bir soy olan İbrahim
“Peygamber”in ve onun oğlu İsmail’in soyundan gelmişlerdir. Ve bu soy içerisinde
Kureyş kolu ve bu kola dahil Beni Haşim’in aşireti (ki Muhammed’in mensup
bulunduğu aşirettir) asalet ve üstünlük bakımından önde gelmiştir. Bunun
böyle olduğunu anlatmak üzere şöyle demiştir: “Arapların en mükemmeli Kureyşlilerdir
ve Kureyşlilerin en mükemmeli de Benî Haşim’dir.”
Daha başka bir deyimle Muhammed, Arap kavmini, Arap olmayan kavimlerden
üstün görürken, Araplar içerisinde dahi derece farkı gözetmiştir. Fakat
saplı olduğu temel fikir odur ki, Araplar, tüm olarak diğer kavimlerin
üstündedir ve çünkü Tanrı onları üstün niteliklerle yaratmıştır. Bundan
dolayıdır ki, Arap olmayan kavimlerin Arapları sevmeleri, Arapları yüceltmeleri,
Arapları saymaları gerektiğini söylemiştir. Bir bakıma Araplığı İslamiyetle
ayniyet haline getirmiş, şöyle eklemiştir:
üstün görürken, Araplar içerisinde dahi derece farkı gözetmiştir. Fakat
saplı olduğu temel fikir odur ki, Araplar, tüm olarak diğer kavimlerin
üstündedir ve çünkü Tanrı onları üstün niteliklerle yaratmıştır. Bundan
dolayıdır ki, Arap olmayan kavimlerin Arapları sevmeleri, Arapları yüceltmeleri,
Arapları saymaları gerektiğini söylemiştir. Bir bakıma Araplığı İslamiyetle
ayniyet haline getirmiş, şöyle eklemiştir:
“Arapları sevmek (ve saymak) şu üç nedenle şarttır: Çünkü’ ben bir Arabım;
çünkü Kur’an Arapça inmiştir; çünkü cennet sakinleri Arapça konuşur.”
çünkü Kur’an Arapça inmiştir; çünkü cennet sakinleri Arapça konuşur.”
Yani, Müslüman olabilmek için Arapları sevip saymanın koşul olduğunu
anlatmak istemiştir. Bu konuda aynen şöyle demiştir:
anlatmak istemiştir. Bu konuda aynen şöyle demiştir:
“Arapları sevmek demek iman sahibi olmak demektir; onlardan nefret
etmek demek, imansız kalmak demektir. Arapları seven, beni seviyor demektir.
Kim ki Araptan nefret eder, benden nefret ediyor demektir.”
etmek demek, imansız kalmak demektir. Arapları seven, beni seviyor demektir.
Kim ki Araptan nefret eder, benden nefret ediyor demektir.”
Bununla da yetinmemiş, bir de İslamın varlığını Arabın varlığına bağlamış
ve İslama dahil toplumlara şu uyarıda bulunmuştur:
ve İslama dahil toplumlara şu uyarıda bulunmuştur:
“Arapları sevin ve onların yeryüzündeki varlığına destek olun, çünkü
onların yaşamı ve varlığı, İslamiyet bakımından ışık demektir; onların
yok olması demek İslamın karanlığa dalması demektir.”
onların yaşamı ve varlığı, İslamiyet bakımından ışık demektir; onların
yok olması demek İslamın karanlığa dalması demektir.”
Yine Muhammed’in söylemesine göre Araplar, esas itibariyle Nuh’un oğlu
Sem’in soyundan gelmedirler ve bu nedenle “El Arabu-l Arba” (asalet sahibi
Araplar) olarak çağırılırlar. Bununla beraber, Arap asıllı olmamakla beraber
daha sonraki bir tarih itibariyle Araplaşmış olup Yemen’de ve Hicaz’da
egemenlik kurmuş olan Arapları dahi (ki bunlara “El Arabu’l- Müsta’ribe”
deniyor), asalet sahibi Araplardan saymıştır. Çünkü Muhammed, Yemen denen
bölgeyi “imanın yurdu” ve “dinsel kavrayışın” kökeni olarak göstermiş ve
“iman” denen şeyin özellikle Hicaz halkında olduğunu bildirmiştir.
Sem’in soyundan gelmedirler ve bu nedenle “El Arabu-l Arba” (asalet sahibi
Araplar) olarak çağırılırlar. Bununla beraber, Arap asıllı olmamakla beraber
daha sonraki bir tarih itibariyle Araplaşmış olup Yemen’de ve Hicaz’da
egemenlik kurmuş olan Arapları dahi (ki bunlara “El Arabu’l- Müsta’ribe”
deniyor), asalet sahibi Araplardan saymıştır. Çünkü Muhammed, Yemen denen
bölgeyi “imanın yurdu” ve “dinsel kavrayışın” kökeni olarak göstermiş ve
“iman” denen şeyin özellikle Hicaz halkında olduğunu bildirmiştir.
Ve yine şunu bildirmiştir ki, Araplara karşı düşmanlık “kafirlik”tir,
“müşriklik”tir (Tanrı’ya eş koşmaktır). Şöyle demiştir: “Araplara hakaret
eden, Araplar hakkında kötü konuşan, Arapları aşağılatan kişi müşrik sayılır;
zira Arapları küçült rnek İslarnı küçültmek demektir.”
“müşriklik”tir (Tanrı’ya eş koşmaktır). Şöyle demiştir: “Araplara hakaret
eden, Araplar hakkında kötü konuşan, Arapları aşağılatan kişi müşrik sayılır;
zira Arapları küçült rnek İslarnı küçültmek demektir.”
Bütün bu hususlar, islami kaynaklara dayalı olarakArap Miliyetçiliği
ve Türkler adlı kitapta (Ilhan Arsel) açıklanmıştır. Yukarıdaki kısa özetlemeden
anlaşılacağı gibi İslam şeriatı, ırklar ve toplumlar arası eşitlik diye
bir şey tanımaz; İslam şeriatı, Arabın “Kavm’ı necip” olduğu inancına dayalıdır.
Muhammed’e göre, Araptan sonra Acem ırkı gelir. Türkler ise Araplara ve
tüm insanlığa felaket kaynağı olan bir ırktır!
ve Türkler adlı kitapta (Ilhan Arsel) açıklanmıştır. Yukarıdaki kısa özetlemeden
anlaşılacağı gibi İslam şeriatı, ırklar ve toplumlar arası eşitlik diye
bir şey tanımaz; İslam şeriatı, Arabın “Kavm’ı necip” olduğu inancına dayalıdır.
Muhammed’e göre, Araptan sonra Acem ırkı gelir. Türkler ise Araplara ve
tüm insanlığa felaket kaynağı olan bir ırktır!
Size sorsalar: “İslamın Türk’e düşman olduğunu ve bu düşmanlığı
Muhammed’in başlattığını ve Arabın tarihi Türk dümanlığının bundan kaynaklandığını
biliyor musunuz?”
Muhammed’in başlattığını ve Arabın tarihi Türk dümanlığının bundan kaynaklandığını
biliyor musunuz?”
Bu soruya nasıl cevap verirdiniz?
Eğer vereceğiniz cevap: “İslamda Türk düşmanlığı diye bir şey yoktur”
şeklinde olacaksa, sınıfta kaldınız demektir. Çünkü gerek Kur’an’da ve
gerek Muhammed’in Kur’an haricindeki buyruklarında (hadislerde) Türkler,
“korkunç”, “tiksinti verici” ve insanlığa felaket getirici bir ırk olarak
tanımlanmışlardır. Muhammed’in söylemesine göre Tanrı, güya Türklerle savaşmak
gerektiğini ve onlarla öldürüşmedikçe, vuruşmadıkça Kıyamet gününün gelmeyeceğini
bildirmiştir. Konu, Arap Miliyetçileri ve Türkler adlı kitapta (Ilhan Arsel),
İslami kaynaklara dayalı olarak incelenmiştir. Kısaca özeti şöyle:
şeklinde olacaksa, sınıfta kaldınız demektir. Çünkü gerek Kur’an’da ve
gerek Muhammed’in Kur’an haricindeki buyruklarında (hadislerde) Türkler,
“korkunç”, “tiksinti verici” ve insanlığa felaket getirici bir ırk olarak
tanımlanmışlardır. Muhammed’in söylemesine göre Tanrı, güya Türklerle savaşmak
gerektiğini ve onlarla öldürüşmedikçe, vuruşmadıkça Kıyamet gününün gelmeyeceğini
bildirmiştir. Konu, Arap Miliyetçileri ve Türkler adlı kitapta (Ilhan Arsel),
İslami kaynaklara dayalı olarak incelenmiştir. Kısaca özeti şöyle:
Biraz yukarıda belirttiğim gibi Arapları, insanlığın en temiz, en asil
kavmi olarak yücelten Muhammed, Araptan sonra en değerli toplum olarak
Acemleri seçmiştir. Buna karşılık Türkleri, “küçük gözlü, basık burunlu,
yayvan suratlı, yüzleri kalkan gibi” tiksinti verici ve felaket yaratıcı
bir ırk olarak tanıtmış, onlarla öldürüşmedikçe Kıyamet gününün gelmeyeceğini
bildirmiştir.
kavmi olarak yücelten Muhammed, Araptan sonra en değerli toplum olarak
Acemleri seçmiştir. Buna karşılık Türkleri, “küçük gözlü, basık burunlu,
yayvan suratlı, yüzleri kalkan gibi” tiksinti verici ve felaket yaratıcı
bir ırk olarak tanıtmış, onlarla öldürüşmedikçe Kıyamet gününün gelmeyeceğini
bildirmiştir.
Muhammed’in söylemesine göre Ye’cuc ve Me’cuc, her şeyden önce Araplara
yönelik bir felaket, bir fitne işaretidir. Şöyle demiştir: “Yaklaşık bir
fitnenin şerrinden vay Arabın haline! Şu saatte Ye’cuc ve Me’cuc’un seddinden
bir menfez açılmıştır.”
yönelik bir felaket, bir fitne işaretidir. Şöyle demiştir: “Yaklaşık bir
fitnenin şerrinden vay Arabın haline! Şu saatte Ye’cuc ve Me’cuc’un seddinden
bir menfez açılmıştır.”
Yani Yercuc ve Me’cuc denilen kavimlerden gelecek tehlikeyi önlemek
üzere kurulan duvarın (seddin) delindiğini söylemiş ve bunu söylerken baş
parmağıyla şahadet parmağını halkalayıp delik açıldığını anlatmak istemiş.
(Buharî’nin Zeyneb Bint-i Cahş’tan rivayeti olan bu hadis için bkz. Sahih-i
Buharî Muhtasarı…, Diyanet İşleri Başkanlıği Yayınları, c.9, s.95, Hadis
No: 1372.)
üzere kurulan duvarın (seddin) delindiğini söylemiş ve bunu söylerken baş
parmağıyla şahadet parmağını halkalayıp delik açıldığını anlatmak istemiş.
(Buharî’nin Zeyneb Bint-i Cahş’tan rivayeti olan bu hadis için bkz. Sahih-i
Buharî Muhtasarı…, Diyanet İşleri Başkanlıği Yayınları, c.9, s.95, Hadis
No: 1372.)
Öte yandan Kur’an’ın Kehf (ayet 83-101) ve Enbiya (ayet 96) surelerine
koyduğu ayetlerde geçen “Ye’cuc-Me’cuc” deyimini Muhammed, Türkleri tanımlamak
için kullanmıştır. Örneğin Kehf Suresi’nde şöyle yazılı: “Dediler ki: Ey
Zülkarneyn! Bu memlekette Ye’cuc ve Me’cuc bozgunculuk yapmaktadırlar.
Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana vergi verelim mi?” (Kehf
Suresi, ayet 94.)
koyduğu ayetlerde geçen “Ye’cuc-Me’cuc” deyimini Muhammed, Türkleri tanımlamak
için kullanmıştır. Örneğin Kehf Suresi’nde şöyle yazılı: “Dediler ki: Ey
Zülkarneyn! Bu memlekette Ye’cuc ve Me’cuc bozgunculuk yapmaktadırlar.
Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana vergi verelim mi?” (Kehf
Suresi, ayet 94.)
Enbiya Suresi’nde de şu var: “Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc (sedleri) açıldığı
ve onlar her tepeden akın ettiği zaman…” (Enbiya Suresi, ayet 96.)
ve onlar her tepeden akın ettiği zaman…” (Enbiya Suresi, ayet 96.)
Burada geçen “Zülkarneyn” sözcüğüyle Büyük İskender anlatılmakta; Ye’cuc
ve Me’cuc ise Türklerdir. Bunu sadece Belâzurî ya da Celaleddin es Suyuti
gibi en sağlam kaynaklardan değil, Osmanlı döneminin ünlülerinden Ahmedi’nin
Iskendername’sinden, Asım Efendi’nin Okyanus’undan ya da Ahterî Mustafa
Efendi’nin Ahterî Kebîr’inden öğrenmek mümkündür.
ve Me’cuc ise Türklerdir. Bunu sadece Belâzurî ya da Celaleddin es Suyuti
gibi en sağlam kaynaklardan değil, Osmanlı döneminin ünlülerinden Ahmedi’nin
Iskendername’sinden, Asım Efendi’nin Okyanus’undan ya da Ahterî Mustafa
Efendi’nin Ahterî Kebîr’inden öğrenmek mümkündür.
Kur’an’a koyduğu bu ayetlerden başka Muhammed, Kur’an haricinde koyduğu
buyruklarla Türkleri, en aşağılık, en tiksinti verici ve insanlığa felaket
getirici yaratıklar şeklinde tanımlamıştır. Bu tanımlamalardan birkaç örnek
şöyle:
buyruklarla Türkleri, en aşağılık, en tiksinti verici ve insanlığa felaket
getirici yaratıklar şeklinde tanımlamıştır. Bu tanımlamalardan birkaç örnek
şöyle:
“Siz Müslümanlar, küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi,
derisi üst üste binmiş olan toplumla (Türklerle) öldürüşmedikçe Kıyamet
kopmayacaktır. . .”
derisi üst üste binmiş olan toplumla (Türklerle) öldürüşmedikçe Kıyamet
kopmayacaktır. . .”
“Şu da Kıyamet alametlerindendir ki: Kıldan keçe ayakkabı giyen bir
toplumla (Türklerle) vuruşup öldürüşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan
gibi, üst üste binmiş derili toplumla öldürüşmeniz Kıyamet alametlerindendir.
Siz Müslümanlar, küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan
gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe Kıyamet kopmaz.”
toplumla (Türklerle) vuruşup öldürüşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan
gibi, üst üste binmiş derili toplumla öldürüşmeniz Kıyamet alametlerindendir.
Siz Müslümanlar, küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan
gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe Kıyamet kopmaz.”
“(Siz Müslümanlarla), küçük gözlü toplu Türkler savaşacaktır. Siz onları
üç kez önünüze katıp. . . süreceksiniz. (Sonunda) onların tümü kırılacaktır..
.”
üç kez önünüze katıp. . . süreceksiniz. (Sonunda) onların tümü kırılacaktır..
.”
Muhammed’in bu sözlerini, Buhari’nin e ‘s-Sahih , Kitabu’l-Cihad, Müslim’in
e’s Sahih/Kitabu’l-Fiten, Ebu Davud’un, Sünen ve Kitabu’l-Cihad, Nesei’nin
Sünen/Kitabu’l-Cihad ya da Tirmizi ve İbn Mace gibi temel kaynaklarda bulmak
mümkün. Hemen ekleyelim ki, Muhammed’in “vahiy” olarak yerleştirdiği bütün
Islami veriler, yüzyıllar boyunca Arabın, tarihi Türk düşmanlığı duygularının
malzemesi olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Islam kaynaklarında yer alan Türklerle
ilgili bölümlerin başlığı genellikle “Kıtalu’t-Türk” şeklindedir ki “Türklerle
öldürüşmek” (Türklere karşı savaş) anlamına gelir. Bu tür sözler, yüzyıllar
boyunca Arap milletinin mutluluğunu sağlamıştır. Bu nedenledir ki Araplar,
yüzyıllar boyunca Türk’ü “kana susamış”, “yabani”, “cani ruhlu”, “insanlığa
felaket getirici”, “İslam uygarlığını yok edici”, “fikren yetersiz” vs.
gibi aşağılamalarla tanımlamışlardır. Bu düşmanlık 1400 yıl boyunca sürmüş
ve hala daha sürmekte ve her vesileyle kendisini belli etmektedir. Bizim
kendi mollalarımız da onlardan aşağı kalmayıp yardımcı olmuşlardır; hem
de öylesine ki, Muhammed’in Türk’ü küçültücü tanımlamalarıyla adeta sihirlenmiş
olarak içlerinde, Kanuni Süleyman döneminin Divan-ı Hümayun katiplerinden
Hafız Hamdi Çelebi gibi konuşanlar çıkmıştır. Padişaha sunduğu bir şiirinde
Hafız Hamdi Çelebi şöyle der: “Padişahım. .. Türk’ü öldür, baban olsa da.
O iyilik madeni yüce Peygamber (Muhammed): Türkü öldürünüz, kanı helâldir’
demiştir.”
e’s Sahih/Kitabu’l-Fiten, Ebu Davud’un, Sünen ve Kitabu’l-Cihad, Nesei’nin
Sünen/Kitabu’l-Cihad ya da Tirmizi ve İbn Mace gibi temel kaynaklarda bulmak
mümkün. Hemen ekleyelim ki, Muhammed’in “vahiy” olarak yerleştirdiği bütün
Islami veriler, yüzyıllar boyunca Arabın, tarihi Türk düşmanlığı duygularının
malzemesi olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Islam kaynaklarında yer alan Türklerle
ilgili bölümlerin başlığı genellikle “Kıtalu’t-Türk” şeklindedir ki “Türklerle
öldürüşmek” (Türklere karşı savaş) anlamına gelir. Bu tür sözler, yüzyıllar
boyunca Arap milletinin mutluluğunu sağlamıştır. Bu nedenledir ki Araplar,
yüzyıllar boyunca Türk’ü “kana susamış”, “yabani”, “cani ruhlu”, “insanlığa
felaket getirici”, “İslam uygarlığını yok edici”, “fikren yetersiz” vs.
gibi aşağılamalarla tanımlamışlardır. Bu düşmanlık 1400 yıl boyunca sürmüş
ve hala daha sürmekte ve her vesileyle kendisini belli etmektedir. Bizim
kendi mollalarımız da onlardan aşağı kalmayıp yardımcı olmuşlardır; hem
de öylesine ki, Muhammed’in Türk’ü küçültücü tanımlamalarıyla adeta sihirlenmiş
olarak içlerinde, Kanuni Süleyman döneminin Divan-ı Hümayun katiplerinden
Hafız Hamdi Çelebi gibi konuşanlar çıkmıştır. Padişaha sunduğu bir şiirinde
Hafız Hamdi Çelebi şöyle der: “Padişahım. .. Türk’ü öldür, baban olsa da.
O iyilik madeni yüce Peygamber (Muhammed): Türkü öldürünüz, kanı helâldir’
demiştir.”
Bizim “ünlü” padişahımız Kanuni Süleyman da, sevgili şairinin mısralarını
terennüm etmekten geri kalmamıştır.
terennüm etmekten geri kalmamıştır.
Daha sonraki dönemlerdeki mollalarımız da onlardan aşağı kalmamışlar
ve örneğin Asım Efendi ya da Ahteri Mustafa Efendi gibi şeriatçılar, hep
Muhammed’in Türkler hakkında söylediği sözleri kutsal bilip Türk’ü hor
görmüşlerdir. Çoğu padişahımızın Anadolu Türklerine karşı beslediği düşmanlığın
kökeni, kuşkusuz ki Muhammed’in Türkleri aşağılatıcı sözlerinden kaynaklanmıştır.
Biraz önce değindiğimiz gibi, geçen yüzyılın ünlülerinden Ahmedi, Asım
Efendi ya da Ahteri Mustafa Efendi gibi “bilgin” diye Türk toplumu tarafından
baş tacı edilenler, şeriatın Türk’ü aşağılatıçı, hakir kılıcı hükümlerine
sarılmakta kusur etmemişlerdir. Çünkü Müslümanlık niteliğini her şeyin
üstünde tutmuşlar, Türklüklerini unutmuşlar, Araplaşmışlardır.
ve örneğin Asım Efendi ya da Ahteri Mustafa Efendi gibi şeriatçılar, hep
Muhammed’in Türkler hakkında söylediği sözleri kutsal bilip Türk’ü hor
görmüşlerdir. Çoğu padişahımızın Anadolu Türklerine karşı beslediği düşmanlığın
kökeni, kuşkusuz ki Muhammed’in Türkleri aşağılatıcı sözlerinden kaynaklanmıştır.
Biraz önce değindiğimiz gibi, geçen yüzyılın ünlülerinden Ahmedi, Asım
Efendi ya da Ahteri Mustafa Efendi gibi “bilgin” diye Türk toplumu tarafından
baş tacı edilenler, şeriatın Türk’ü aşağılatıçı, hakir kılıcı hükümlerine
sarılmakta kusur etmemişlerdir. Çünkü Müslümanlık niteliğini her şeyin
üstünde tutmuşlar, Türklüklerini unutmuşlar, Araplaşmışlardır.
Ve işte, eğer siz İslam şeriatının Türk’ü hor gören, aşağılatan, insanlığa
felaket getirici olarak tanımlayan buyruklarını benimsiyorsanız, iyi bir
Müslümansınızdır. Aksi takdirde Müslümanlık sınavından geçmeye hakkınız
yok demektir.
felaket getirici olarak tanımlayan buyruklarını benimsiyorsanız, iyi bir
Müslümansınızdır. Aksi takdirde Müslümanlık sınavından geçmeye hakkınız
yok demektir.
Kaynak: Ilhan Arsel, Müslümanlık Sınavı, Kaynak Yayınları.