Dijital Tımarhanenin Gönüllü “Serf”leri: Gözetim Sermayesi Bedenimizi Nasıl Çitliyor?

Can Taylan Tapar

19. yüzyılda İngiliz sanayicisi için kömür neyse, bugün Silikon Vadisi’nin sweatshirt’lü baronları için insan deneyimi odur: Yakılacak, işlenecek ve paraya tahvil edilecek ham madde.

Bize yıllarca internetin bir “özgürlükler uzayı” olduğu anlatıldı. Bilgiye erişim demokratikleşecek, sınırlar kalkacaktı. Ancak neoliberalizmin en sinsi huyu, sömürüyü “hizmet” ambalajıyla sunmasıdır. Bugün geldiğimiz noktada, “Gözetim Kapitalizmi” (Surveillance Capitalism) dediğimiz canavar, sadece mahremiyetimizi ihlal etmiyor; insan doğasını, davranışlarını ve geleceğini bir meta (emtia) haline getirerek tarihin gördüğü en büyük servet transferlerinden birini gerçekleştiriyor.

Karl Marx, Kapital’de meta fetişizmini anlatırken, insan ilişkilerinin nasıl şeylerin ilişkisine dönüştüğünü vurgulamıştı. Bugün durum daha vahim: “Şeyleşen” bizzat biziz.

Davranışsal Artık Değer: Yeni Sömürü Sahası

Klasik kapitalizmde patron, işçinin emek gücünü satın alır, ona ürettiği değerden daha azını öder ve aradaki farka (artık değer) el koyardı. Sömürü fabrikadaydı, mesai saatiyle sınırlıydı.

Bugün ise fabrika her yerde. Cebinizde, yatağınızda, yürüyüşünüzde.

Google, Facebook (Meta) veya Amazon gibi tekellerin asıl ürünü, bize sundukları arama motoru veya sosyal ağ değildir. Bunlar sadece oltanın ucundaki yemdir. Asıl operasyon, “davranışsal artık“ın gasp edilmesidir. Siz bir arkadaşınızın fotoğrafını beğendiğinizde, bir ayakkabıya 3 saniye fazla baktığınızda veya gece yarısı depresif bir şarkı listesi dinlediğinizde; sistem sadece bu hizmeti sunmaz. Bu eyleminizden arta kalan veriyi çeker, “Bu kişi şu saatte, şu ruh halinde, şuna meylediyor” verisini işler.

Bu veri, sizin rızanız veya bilginiz dışında, devasa tahmin fabrikalarında (yapay zeka algoritmaları) işlenir. Sonuçta ortaya çıkan şey, “gelecekteki davranışlarınızın garantisidir.” Bu garanti, reklam verenlere veya siyasi manipülatörlere satılır.

Yani; ücretli kölelikten, ücretsiz veri serfliğine geçiş söz konusudur. Dijital platformlarda geçirdiğimiz her saniye, aslında o platformun hissedarları için karşılığı ödenmemiş bir “dijital emek”tir.

Öngörülebilir İnsan: Faşizmin Dijital Rüyası

Meselenin sadece “bana ayakkabı reklamı göstermeleri” kadar masum olduğunu sanmak, safdilliğin ötesinde bir politik körlüktür. Gözetim ekonomisi, sadece tüketim alışkanlıklarını değil, politik refleksleri de hedefler.

Cambridge Analytica skandalı bir istisna değil, sistemin olağan çalışma prensibiydi. İnsanı en ince korkularına, önyargılarına ve arzularına kadar haritalandıran bu sistem, otoriter rejimlerin ıslak rüyasıdır. Türkiye’de tek adam rejiminin, “Dezenformasyon Yasası” adı altında sosyal medyayı zapturapt altına alma çabasıyla, küresel teknoloji devlerinin veriyi merkezileştirme iştahı aynı kapıya çıkar: Denetim.

Saray rejimi, sokaktaki insanı polisle, evdeki insanı ise dijital ayak izleriyle kuşatmak ister. Gözetim kapitalizmi, modern faşizmin altyapı sağlayıcısıdır. Çin’deki “Sosyal Kredi Sistemi” ile Batı’daki “Puanlama/Algoritmik Yönetim” arasında nitelik değil, sadece derece farkı vardır. İkisi de insanı, veriden ibaret bir “nesne”ye indirger ve itaatkar olmaya zorlar.

Rıza İmalatı ve “Ücretsiz” Yalanı

Sıkça duyduğumuz, “Bir ürün bedavaysa, ürün sizsiniz” lafı eksiktir. Biz ürün değiliz; biz kadavrayız. Ürün; bizim davranışlarımızdan sağılan verilerle oluşturulan “tahmin paketleri”dir.

Kullanıcı sözleşmelerindeki o uzun metinler, modern çağın feodal senetleridir. “Kabul Ediyorum” butonu, rızanın değil, çaresizliğin beyanıdır. Çünkü dijital kamusal alana girmeden, yani verini haraç olarak vermeden, bugünün dünyasında var olman neredeyse imkansız hale getirilmiştir. Bu, “Ya verini ver ya da toplumsal hayattan sürül” dayatmasıdır.

Bu sistem, bireye sahte bir öznellik hissi verir. “Sen özelsin”, “Senin için seçtik”, “Sana özel akış…” Bu, narsisizmin okşanması yoluyla kurulan bir hegemonya biçimidir. Birey, kendi dijital yansımasına (simulakr) aşık edilirken, arka planda sermaye; onun sinir sistemini, biyolojik ritmini ve sosyal ilişkilerini nakde çevirir.

Sonuç: Veri Egemenliği Sınıfsal Bir Taleptir

Gözetim ekonomisine karşı durmak, telefonun kamerasını bantlamakla veya “dijital detoks” yapmakla olacak iş değildir. Bu, bireysel bir arınma sorunu değil, yapısal bir mülkiyet sorunudur.

Veri, toplumsal bir üretimdir. Kolektif olarak ürettiğimiz bu değerin, üç-beş teknoloji milyarderi tarafından çitlenip (enclosure), bize karşı bir manipülasyon silahı olarak kullanılmasına karşı çıkmak; 21. yüzyıl sosyalizminin en temel meselelerinden biridir.

Bilim ve teknoloji düşmanlığına (Luddizm) savrulmadan şunu sormalıyız: Algoritmalar kimin için çalışıyor? Toplumun refahı, planlı ekonomi ve bilimsel ilerleme için mi; yoksa kitleleri aptallaştırıp, tüketim zombilerine dönüştürüp, otoriter iktidarların ömrünü uzatmak için mi?

Gözetim kapitalizmi, insanı özgür iradesinden koparan bir karşı-devrimdir. Ve her karşı-devrim gibi, kendi antitezini de içinde büyütür. Mesele, “gizlilik ayarlarını” değiştirmek değil; üretim ilişkilerini, yani verinin mülkiyetini değiştirmektir. Gerisi, sanal bir illüzyondan ibarettir.