Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararı, Türkiye siyasi tarihine sıradan bir adli uyuşmazlık ya da teknik bir usulsüzlük davası olarak geçmeyecektir. Karşımızdaki tablo, burjuva demokrasisinin en asgari normlarının, biçimsel hukuk kırıntılarının ve örgütlenme özgürlüğünün Saray rejimi tarafından topyekûn tasfiye edildiği faşizan bir kurumsallaşma hamlesidir.
Bu karar, ana muhalefet partisinin iç işleyişine indirilmiş bir darbe olmanın çok ötesinde, faşizmin inşası hedefiyle yürütülen sinsi ve planlı sürecin en kritik dönüm noktalarından biridir.
Hukukun Arızalanması Değil, Yargının Rejim Aparatına Dönüşmesi
Liberal muhalefetin ve düzen içi siyasetin en büyük yanılsaması, mevcut yapıyı hâlâ “hukuk devletinin zedelenmesi” ya da “yargı bağımsızlığının zedelenmesi” olarak tarif etme ısrarıdır. Oysa ortada bozulan ya da arızalanan bir terazi yoktur; bilinçli, programlı ve sistemli bir şekilde yürütmenin doğrudan siyasal mühendislik aracına dönüştürülmüş bir yargı mekanizması vardır.
Saray rejimi, uzun süredir anayasayı ve yasaları sadece kendi bekasını koruyan bir zırh, muhalefeti ise cezalandıran birer giyotin olarak kullanmaktadır. CHP kurultayına yönelik bu müdahale; belediyelere atanan kayyumlardan, muhalif liderlere getirilen siyasi yasaklardan ve kitle örgütleri üzerindeki yargı kıskacından bağımsız ele alınamaz. Rejim artık rıza üretememekte, rıza üretemediği ölçüde de devletin zor aygıtlarına, polise ve cübbelere yaslanmaktadır. Hitler Almanyası’nın hukuk teorisyeni Carl Schmitt’in “Egemen, istisna haline karar verendir” tezi, bugün Saray’ın pratik yönetim tekniğidir.
Muhalefeti Yenemeyenler, “Makbul Muhalefet” Dizayn Ediyor
Bu kararın arkasındaki sinsi “rejim tekniği”, sandık mekanizmasını biçimsel olarak korurken, sandığın altındaki siyasal zemini tamamen dinamitlemeyi hedeflemektedir. İktidar blokunun temel stratejisi artık rakibini sandıkta mağlup etmek değil, kurumsal düzeyde rakip üreten mekanizmaları felç etmektir.
Kararın, mahkeme eliyle eski yönetimi bir nevi “hukuki kayyum” olarak göreve iade etme hamlesi, muhalefeti sadece ezmeyi değil, onu kendi içine gömmeyi amaçlamaktadır. Saray, toplumsal öfkeyi örgütleyecek bir odak istemiyor; enerjisini iç çatışmalarla tüketen, mahkeme koridorlarında birbirini tasfiye etmeye çalışan, kendi belirlediği sınırlar içinde oynayan “güdümlü ve makbul bir tiyatro” arzuluyor. Kararın, kitlelerin refleks geliştirmesini engellemek amacıyla sinsi bir zamanlama mühendisliğiyle Kurban Bayramı tatilinin hemen arifesinde açıklanması da bu çaresiz ve karanlık ayak oyunlarının en somut göstergesidir.
Tarihsel Süreklilik ve Sınıfsal Tehdit: Yarın Sıra Herkese Gelecek
Sosyalist bir ilkesellikle vurgulamak gerekir ki; faşizm sadece sokakta cop, kışlada üniforma değildir. Faşizm, devletin tüm kuvvetlerinin tek merkezde toplanması, hukukun bir sopa haline getirilmesi ve halk iradesinin mahkeme salonlarında gasp edilmesidir. Dün Kürt halkının iradesine, Diyarbakır’a, Esenyurt’a atanan kayyum zihniyetiyle, bugün ana muhalefetin genel merkez kapısına dayanan “mutlak butlan” cüreti aynı kaynaktan beslenmektedir.
Bu saldırı sadece sandık güvenliğini değil, bu ülkenin işçi ve emekçilerinin geleceğini hedef almaktadır. Unutulmamalıdır ki, siyasal alandaki faşizan baskının artması, kitleleri açlığa, yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden ekonomik sömürü programının koruma kalkanıdır.
Bugün bir siyasi partinin kurultay iradesini çöpe atan bu hukuksuzluk, yarın fabrikadaki grev hakkına, sendikal örgütlenmeye, işçinin toplu sözleşmesine ve en temel ekmek kavgasına yönelecek saldırıların habercisidir. Siyasi partilerin kapısına kilit vurabilen bir diktatoryal cüret, işçinin örgütlü gücünü tamamen köleleştirmekten geri durmayacaktır.
Sonuç: Kurtuluş Mahkeme Koridorlarında Değil, Örgütlü Mücadelededir
Otoriter rejimler sadece baskıyla değil, topluma zerk ettikleri “kaçınılmazlık” ve “çaresizlik” hissiyle ayakta kalırlar. Ancak bu pervasızlık bir güç gösterisi değil, aksine toplumsal meşruiyetini yitirmiş, çözülmekte olan bir iktidarın korku ve acizlik beyanıdır.
Bu karanlığı dağıtmanın yolu, burjuva hukukunun çökmüş koridorlarında adalet aramak ya da yüksek mahkemelerin kapısında dilekçe kuyruğuna girmek değildir. Faşizmin cübbeli istibdadına karşı verilecek cevap; fabrikalarda, OSB’lerde, kampüslerde, mahallelerde ve sokaklarda halkın kolektif ve birleşik mücadelesini örgütlemektir.
Egemenlerin darbe hesaplarına karşı, seçme-seçilme hakkını, demokrasiyi ve emeğin geleceğini savunmak için birleşmekten başka çaremiz yoktur. Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz!
