15. yüzyıl başları, Osmanlı için tam bir kırılma dönemi. Ankara Savaşı’nın yaraları henüz kapanmamış, Fetret Devri’nin kaosu sürüyor. Timur’un istilası sonrası Anadolu beylikleri yeniden baş kaldırırken, Osmanlı merkezî otoritesi sarsılmış durumda. Tam bu ortamda, 1416’da patlak veren Şeyh Bedrettin hareketi, sadece bir isyan değil; ezilen sınıfların, göçebe Türkmenlerin, yoksul köylülerin ve hatta gayrimüslim tebaanın bir araya geldiği bir halk kıyamı. Ama soru şu: Bu hareket, gerçekten Anadolu’daki ilk sosyalist ortaklık denemesi miydi? Yoksa dini-tasavvufi bir çerçevede mi kalmıştı?
Tarihsel Bağlam: Fetret’in Yarattığı Çatlaklar
Ankara Savaşı (1402) sonrası Osmanlı, dört şehzade arasında parçalandı. Şeyh Bedrettin, bu kaosta Musa Çelebi’nin yanında yer aldı; Edirne’de kazaskerlik yaptı. Musa’nın yenilgisiyle Çelebi Mehmed iktidarı ele geçirince, Bedrettin İznik’e sürüldü. İşte burası kritik: Sürgün, Bedrettin’in fikirlerini yayma fırsatı oldu. Müritleri Börklüce Mustafa Aydın-Karaburun’da, Torlak Kemal Manisa’da ayaklandı. Bedrettin ise Deliorman’da Türkmenler arasında örgütlendi.
Bu eşzamanlı kıyamlar tesadüf değil. Fetret, ekonomik çöküş getirdi: Vergiler ağırlaştı, tımar sistemi bozuldu, göçebe Türkmenler yerleşik düzene zorlandı. Merkezi otorite zayıflayınca, ezilenler sesini yükseltti. Materyalist bakışla, hareketin kökü burada: Üretim ilişkilerindeki çatlaklar, sınıf çelişkilerini su yüzüne çıkardı.
Fikirler: Vahdet-i Vücud mu, Ortaklaşa Mülkiyet mi?
Bedrettin’in baş eseri Varidat, vahdet-i vücud (varlığın birliği) tasavvufunu işler. İbn Arabi etkisi açık: Her şey Tanrı’da bir, ayrılık illüzyon. Ama bu felsefe, toplumsal yansımada radikalleşiyor. Kaynaklarda, müritlerinin “yârin yanağından gayrı her şeyde ortaklık” sloganı var. Mallar paylaşılıyor, kadın-erkek eşitleniyor, Müslüman-Hıristiyan-Yahudi ayrımı kalkıyor.
Börklüce Mustafa’nın Karaburun’daki pratiği çarpıcı: Binlerce yoldaşıyla ortak üretim, ortak tüketim. Torlak Kemal de benzer: Yahudi kökenli (asıl adı Samuel olabilir) bir mürit, dinler üstü bir eşitlik savunuyor. Bu, ütopik bir ortaklaşacılık mı? Evet, ama modern sosyalizmle birebir örtüşmüyor. Seküler materyalizm yerine, tasavvufi bir çerçeve hakim. Bedrettin, mülhidlik suçlamalarına rağmen, fikirlerini İslami referanslarla meşrulaştırıyor.
Nazım Hikmet’in destanı veya Hikmet Kıvılcımlı’nın analizleri, hareketi “sosyal devrim” olarak okuyor. Kıvılcımlı, Bedrettin’i “modern çağın müjdecisi” sayıyor. Ama eleştirel bakalım: Bu, 20. yüzyıl solunun retrospektif yorumu. Dönemin koşullarında, hareket feodal düzene karşı olsa da, sınıfsız toplum vizyonu değil; daha çok ilkel komünalizmin izlerini taşıyor. Yine de, eşitsizliğe karşı radikal bir itiraz: Sermaye birikimine değil, feodal sömürüye karşı.
Sınıf Temeli: Kimler Katıldı, Neden?
İsyancıların profili net: Göçebe Türkmenler, yoksul köylüler, gayrimüslimler. Osmanlı’nın yerleşikleştirme politikası, tımar dağılımındaki adaletsizlik, ağır vergiler… Bunlar, hareketin maddi zemini. Börklüce’nin ordusunda Rum gemiciler, Yahudi esnaf var. Bu, dinler üstü bir ittifak: Sınıf çelişkisi, mezhep ayrımını aşıyor.
Osmanlı kaynakları, hareketi “zındıklık” ve “mülhidlik”le damgalıyor. Çelebi Mehmed, Bayezid Paşa’yı gönderiyor; Börklüce ve Torlak Kemal vahşice bastırılıyor, Bedrettin Serez’de asılıyor. Bu şiddet, tehdidin büyüklüğünü gösteriyor: Merkezi feodal devlet, bu eşitlikçi kıvılcıma tahammül edemiyor.
Sonuç Yerine: Ütopyanın İzleri
Şeyh Bedrettin İsyanı, Anadolu’da ilk “sosyalist” deneme mi? Hayır, eğer sosyalizmi bilimsel materyalizmle sınırlarsak. Ama ortaklaşa mülkiyet, eşitlik ve dinler üstü dayanışma pratikleriyle, ütopik bir ortaklık girişimi kesinlikle. Feodal sömürüye karşı, ezilenlerin kolektif itirazı.
Tarihsel materyalizmle bakınca, hareket dönemin çelişkilerinden doğuyor: Merkeziyetçi feodalizm, göçebe unsurları ezerken patlıyor. Romantize etmeden söyleyelim: Başarısız oldu, ama ezber bozdu. Bugün, eşitsizliğe karşı mücadelede, Bedrettin’in mirası hâlâ canlı: “Her şeyde ortaklık”, sermayenin değil, emeğin ortaklığı için bir ufuk. Soru okura: Bu ateş, hangi koşullarda yeniden yanar?
