Robinson Crusoe Aslında Bir Sömürgeciydi: Edebiyatın Politik Bilinçaltı

Can Taylan Tapar
Robinson Crusoe

Çocukken bize Robinson Crusoe’yu “ıssız bir adaya düşen adamın azim dolu hayatta kalma öyküsü” diye okuttular. Doğayla mücadele eden, aklını kullanan, kendi kendine yeten o “kahraman” birey…

Oysa bu kitap, modern edebiyatın ilk romanı olduğu kadar, yükselen İngiliz burjuvazisinin de “Sömürgecilik El Kitabı“dır.

James Joyce, Robinson için “İngiliz sömürgecisinin gerçek prototipidir” derken haksız değildi. Marx ise Kapital‘de Robinson’u, kapitalist bireyci miti çürütmek için bir laboratuvar faresi gibi kullanır. Gelin, o ıssız adadaki palmiye ağaçlarını aralayıp arkasındaki İngiliz emperyalizmini ve sermaye birikimini görelim.

1. Homo Economicus: Kazazede Değil, Tüccar

Robinson adaya düştüğünde yaptığı ilk şey nedir? Oturup ağlamak mı? Hayır. Gemiden kurtarabildiği malları bir envanter defterine kaydetmek.

Robinson, adada tek başına olsa bile bir “muhasebeci” gibi davranır. Zamanını parseler, kaynaklarını listeler, bir “borç-alacak” (evil-good) tablosu tutar. Doğayı sadece yaşanacak bir yer olarak değil, “dönüştürülecek ve mülk edinilecek bir hammadde” olarak görür.

Adayı çitlerle çevirmesi (Enclosure), kapitalizmin İngiltere’de köylülerin ortak mallarına el koyup çitlemesiyle aynı reflekstir. O adada devlet yoktur ama Robinson, Mülkiyet Hukukunu tek başına temsil eder. O, doğaya karşı savaşan bir adam değil; doğayı sermayeye dönüştüren bir Homo Economicus‘tur (Ekonomik İnsan).

2. Cuma: “Sadık Köle” ve Sömürgecilik Dersi

Romanın en politik katmanı, Cuma (Friday) ile kurulan ilişkidir.

Liberal anlatı bunu bir “dostluk” gibi sunar. Oysa bu, efendi-köle diyalektiğinin en net örneğidir. Robinson, yerliyi kurtarır (borçlandırır) ve ona ilk öğrettiği kelime ne “Merhaba”dır ne de “Ekmek”.

Öğrettiği ilk kelime “Efendi” (Master)dir.

Robinson, Cuma’ya kendi ismini sormaz; ona “Cuma” ismini takar. Bu, sömürgecinin en büyük gücüdür: İsimlendirme yetkisi. Yerlinin tarihini, kültürünü ve kimliğini siler; onu kendi takviminin bir gününe indirger.

Cuma’ya İngilizce öğretmesi bir lütuf değil, iş gücünü verimli kullanmak için bir “mesleki eğitim”dir. Cuma artık bir yamyam değil, Robinson’un mülkünü koruyan ve işleyen bedava bir emektir. Robinson’un “bireysel başarısı”, aslında Cuma’nın görünmez emeği üzerinde yükselir.

3. “Self-Made Man” (Kendi Kendini Yaratan Adam) Yalanı

Liberaller Robinson’u, “devlet yardımı olmadan başaran birey” olarak pazarlar. “Bakın” derler, “O her şeye sıfırdan başladı.”

Bu koca bir yalandır.

Robinson sıfırdan başlamadı. Batan gemiden tüfekler, aletler, barut, İncil ve erzak çıkardı.

Marksist literatürde buna “İlkel Birikim” (Primitive Accumulation) diyoruz. Robinson, Avrupa medeniyetinin teknolojik birikimini (tüfek ve aletler) ve ideolojik aygıtını (İncil) yanına alarak o adaya çıktı.

Onun başarısı “doğal yetenek” değil; sahip olduğu sermaye (gemi enkazı) ve ateşli silah gücüdür. Yerlileri “medenileştirmesi” (!) de bu silah üstünlüğü sayesindedir.

4. Bugünün Robinsonları: Elon Musk ve Bezos

Bu hikaye neden hala önemli? Çünkü bugün Silikon Vadisi milyarderleri, modern zamanların Robinsonlarıdır.

Bize “Garajda tek başıma kurdum” dedikleri imparatorluklar; aslında devlet teşvikleri (gemi enkazı), babadan kalma sermaye ve binlerce mühendisin/işçinin (Cumaların) emeği üzerine kuruludur.

Ama vitrinde sadece Robinson vardır. Cuma kadraj dışıdır. Gemi enkazı ise “vizyon” diye anlatılır.

Sonuç: Edebiyat Masum Değildir

Daniel Defoe sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir tüccar, bir spekülatör ve siyasi bir ajandı. Yazdığı roman, Britanya İmparatorluğu’nun “dünyayı medenileştirme” misyonunun (White Man’s Burden) edebi kılıfıydı.

Bir Marksist olarak Robinson Crusoe’yu okumak; bireyciliğin ne kadar toplumsal, “doğal” denilenin ne kadar tarihsel ve “macera” denilenin ne kadar ticari olduğunu görmektir.

Adada bile olsanız, sermaye gölgeniz gibi sizi takip eder. Kurtuluş ise tek başına bir adada çit örmekte değil; Cuma ile birlikte o çitleri yıkıp, efendinin gemisini kamulaştırmaktadır.