Özgürlük… Liberal dünyanın ağzından düşürmediği o efsunlu kelime. Market raflarındaki elli çeşit deterjan arasından seçim yapmayı “özgürlük” sanmamız isteniyor. Bir şirketten istifa edip diğerinde sömürülmeyi seçebilme hakkımız, “bireysel irade” diye pazarlanıyor.
Felsefenin en eski tartışmasını bugün, 2025’in sert gerçekliğiyle yeniden açıyoruz: Özgürlük, bireyin toplumdan koparılması mıdır; yoksa bireyin sınıfıyla birlikte zincirlerini kırması mı?
Liberalizm bize “Robinson Crusoe” masalını anlatır. Sosyalizm ise adadaki o Cuma’nın köleliğini hatırlatır. Gelin, bu kavramın altındaki sınıfsal çelişkiyi kazıyalım.
1. Negatif Özgürlük Yalanı: “Bana Dokunmayan Yılan”
Liberal felsefe (Isaiah Berlin’den Hayek’e uzanan çizgi), özgürlüğü “Negatif Özgürlük” olarak tanımlar: Bireyin dışarıdan bir müdahale olmadan hareket edebilmesi.
Yani devlet sana ne giyeceğini söylemiyorsa, polis kapına dayanmıyorsa özgürsündür. Kâğıt üzerinde harika duruyor, değil mi? Ama materyalist felsefe şu basit ve can yakıcı soruyu sorar:
“Parası olmadığı için seyahat edemeyen birine, seyahat etme yasağının olmaması ne ifade eder?”
Eğer cebinizde paranız yoksa, “Paris’e gitme özgürlüğünüzün” olması hukuki bir şakadan ibarettir. Liberalizm, yapabilme gücünü (pozitif özgürlük) görmezden gelir. Bir köprünün altında uyuma özgürlüğü, hem milyardere hem de evsize eşit tanınmıştır. Ama bu yasadan sadece evsiz yararlanır (!).
Bu anlayış, özgürlüğü bir “boşluk” olarak tarif eder. Oysa hayat boşluk kabul etmez; o boşluğu ekonomik zorunluluklar doldurur.
2. Aç Kalma Özgürlüğü ve “Sözleşme” Miti
Kapitalist ideolojinin en büyük başarısı, işçi ile patron arasındaki ilişkiyi “özgür iradeye dayalı bir sözleşme” gibi göstermesidir.
Hukuken özgürsünüzdür. Kimse şakağınıza silah dayayıp “bu asgari ücretle çalışacaksın” demez. Ama açlık, silahtan daha ikna edici bir mekanizmadır.
Marx buna “Çifte Özgürlük” der ve ironi yapar:
İşçi, emeğini satmakta özgürdür (Köle değildir).
İşçi, üretim araçlarından “özgürleşmiştir” (Toprağı, tezgahı yoktur).
Bu ikinci “özgürlük”, onu birincisini kullanmaya mecbur bırakır. Dolayısıyla, üretim araçlarına sahip olmayan bir bireyin özgürlüğü, efendisini seçme özgürlüğünden ibarettir. Bir plazadaki beyaz yakalının “istediğim zaman işi bırakırım” avuntusu, kredi kartı ekstresi gelene kadar sürer.
3. Birey, Sınıfın İçinde Var Olur
Liberalizm, bireyi tarihsel ve toplumsal bağlarından kopuk bir “atom” gibi düşünür. Sanki hepimiz dünyaya eşit şartlarda, boş bir arazide başlamışız gibi.
Oysa birey, bir sınıfın içine doğar.
Hangi eğitimi alacağınız,
Hangi hastanede tedavi göreceğiniz,
- Hukuk karşısında ne kadar “eşit” olacağınız,
doğduğunuz sınıfın sınırlarıyla çizilmiştir.
Özgürlük, bireysel bir kaçış hikayesi değildir. Özgürlük, zorunlulukların bilincine varmaktır. Yerçekimi yasasını bilmeden uçamazsınız; sınıf yasalarını bilmeden özgürleşemezsiniz. Gerçek bireyselleşme, ancak kişinin kendisini kuşatan o ekonomik determinizmi yıktığında başlar.
Yani paradoksal gibi görünse de; bireyin özgürleşmesi, sınıfının özgürleşmesine bağlıdır.
4. 2025’in Köleliği: Algoritmik Denetim
Bugün özgürlük tartışması daha da karmaşık. Artık sadece ekonomik değil, dijital zincirlerimiz de var.
“Düşünce özgürlüğünüz” var, ama algoritmalar sadece duymak istediklerinizi size fısıldıyor (Yankı Odaları). “Tüketim özgürlüğünüz” var, ama neyi arzulayacağınıza büyük veri şirketleri karar veriyor.
Byung-Chul Han’ın dediği gibi; bugünün özgürlüğü, **”kendini sömürme özgürlüğü”**ne dönüştü. Patronun kırbacı gitti, yerine “performans hedefleri” ve “kariyer hırsı” geldi. İnsan artık kendisinin kölesi oldu ve bunu “özgürlük” sanıyor. Bu, tahakkümün en mükemmel biçimidir; çünkü kurban, celladına aşıktır.
Sonuç: Özgürlük Bir Haktır, Lütuf Değil
Özgürlük kavramını liberallerin elinden kurtarmalıyız.
Özgürlük, AVM’de marka seçmek değildir.
Özgürlük, “bireysel girişimcilik” masalıyla güvencesiz kalmak değildir.
Gerçek özgürlük; insanın barınma, beslenme ve gelecek kaygısı taşımadan; yeteneklerini toplum ve kendisi için gerçekleştirebileceği o maddi zemine sahip olmasıdır.
Karnı aç olanın felsefesi olmaz, özgürlüğü de olmaz. Bu yüzden materyalist felsefe, özgürlüğü göklerdeki bir “fikir” olmaktan çıkarıp, yeryüzündeki bir “ekmek ve onur” kavgasına dönüştürür.
Zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var bilmiyorum ama kazanılacak bir dünya ve gerçek bir özgürlük olduğu kesin.
