Ekranınızdaki sohbet botuna bir soru sorduğunuzda ve o size saniyeler içinde “akıllıca” bir yanıt verdiğinde, bir sihre tanıklık ettiğinizi sanıyorsunuz. Silikon Vadisi pazarlamacıları size bunu satıyor: “Saf akıl”, “bedensiz zeka”, “otonom gelecek”.
Bize satılan bu parlak paketin ambalajını yırttığımızda ise altından ne çıkıyor biliyor musunuz? Kodlar değil, insanlar. Hem de güvencesiz, düşük ücretli, travmatize edilmiş insanlar.
Yapay zeka devrimi, buhar makinesi devriminden farklı değil; o da yakıt olarak insan emeğini kullanıyor. Tek fark, bacasının tütmemesi ve işçilerin görünmez olmasıdır. Bugün, bu “hayalet emek” ordusunu ve yeni nesil sömürgeciliği ifşa ediyoruz.
1. Dijital “Mekanik Türk”: Otomasyon İllüzyonu
yüzyılda “Mekanik Türk” adlı bir satranç otomatı Avrupa saraylarını büyülemişti. İnsanları yenen bu makinenin bir teknoloji harikası olduğu sanılıyordu. Oysa makinenin içindeki gizli bölmede, satranç ustası bir cüce oturuyor ve hamleleri o yapıyordu.
Bugün yapay zeka dediğimiz şey, 21. yüzyılın Mekanik Türk’üdür.
Algoritmalar kendi kendine öğrenmiyor. Birinin o veriyi temizlemesi, etiketlemesi, “bu bir kedi”, “bu bir trafik ışığı”, “bu nefret söylemi” demesi gerekiyor. Bu işleme RLHF (Reinforcement Learning from Human Feedback) deniyor. Yani “İnsan Geri Bildirimiyle Pekiştirmeli Öğrenme”.
Bu havalı terimin Türkçesi şudur: Milyonlarca insanın, yapay zeka hata yapmasın diye ekran başında köle gibi tıklama yapması.
2. Veri Sömürgesi: Dijital Güney’in Sefaleti
Peki, bu işi kim yapıyor? Silikon Vadisi’ndeki 200 bin dolar maaşlı mühendisler mi? Elbette hayır.
Sermaye, suyun akış yönünü bulur gibi ucuz emeğin yolunu buluyor. Yapay zekanın “fabrika işçileri”; Kenya’da, Filipinler’de, Hindistan’da, Venezuela’da yaşıyor. Biz buna “Veri Sömürgeciliği” diyoruz.
Kenya Örneği: ChatGPT’nin ilk sürümlerini “toksik” içerikten temizlemek için Kenyalı işçilerin saati 2 doların altına çalıştırıldığı ortaya çıktı.
Filipinler Örneği: Veri etiketleme merkezleri, dijital çağın “terhaneleri” (sweatshop) haline geldi. İnternet kafelerde uyuyan, günde 16 saat veri işleyen bir “tıklama proletaryası” var.
Batı’nın “temiz” ve “etik” yapay zekası, Küresel Güney’in ucuz emeği üzerine inşa ediliyor. Eski sömürgecilikte kauçuk ve elmas çalınıyordu; şimdi ise bilişsel emek ve zaman çalınıyor.
3. Travma İşçiliği: Zihinsel Radyasyon
Bu işçilerin yaptığı iş sadece sıkıcı değil, aynı zamanda tehlikeli. Bir yapay zekanın “çocuk istismarı” veya “kafa kesme videosu” üretmemesi için, bir insanın o görüntüleri binlerce kez izleyip “bu yasaklı içeriktir” diye etiketlemesi gerekiyor.
Bu insanlar, biz konforlu evlerimizde güvenli internet kullanalım diye, dijital dünyanın kanalizasyonunu temizliyorlar. Sonuç? Ağır travma sonrası stres bozukluğu (PTSD), depresyon ve anksiyete.
Bu, modern çağın meslek hastalığıdır. Nasıl ki madencinin ciğeri kömür tozuyla doluyorsa, veri işçisinin zihni de dijital şiddetle doluyor. Ancak madencinin aksine, onların sendikası, sigortası veya tazminat hakkı yok. Onlar sistemin “kullan-at” parçaları.
4. Marx Haklıydı: Makine Değer Yaratmaz
Materyalist perspektif bize şunu öğretir: Makine kendi başına değer yaratmaz, değeri insan emeği yaratır.
Yapay zeka şirketlerinin trilyon dolarlık değerlemeleri, o algoritmaların “dehasından” değil; milyarlarca veriyi üreten biz kullanıcıların (bedava emek) ve o veriyi tasnif eden hayalet işçilerin (ucuz emek) sömürüsünden gelir.
Yapay zeka, emeğin kristalize olmuş halidir. Karşınızdaki chatbot, aslında binlerce insanın kollektif emeğinin, bir şirket tarafından gasp edilip size parayla satılmasıdır.
Sonuç: Perdeyi Kaldırmak
Teknoloji düşmanı (Luddite) değiliz. Otomasyona karşı değiliz. Bizim itirazımız, teknolojinin sınıfsal karakterinedir.
“Yapay Zeka işimizi alacak mı?” sorusu yanlış sorudur.
Doğru soru şudur: “Yapay Zeka’nın arkasında sömürülen o görünmez işçinin hakkını kim savunacak?”
Bir dahaki sefere bir yapay zeka görseli ürettiğinizde veya bir botla konuştuğunuzda, ekranın arkasında Nairobi’de bir internet kafede, gözleri kan çanağına dönmüş bir genci hatırlayın.
Sihir yok. Emek var. Ve her zamanki gibi, sömürü var.
