Grev, iş bırakma eylemi, tarihsel olarak fabrika kapısında, maden ocağı girişinde, atölye önünde somutlaşırdı. Fiziksel mekânın kontrolü, bedenlerin bir arada duruşu gücün görünür ifadesiydi. Peki, sermayenin ve iktidarın giderek bulut sunuculara, veri akışlarına, platform algoritmalarına göç ettiği bir çağda, emeğin kolektif gücü nerede ve nasıl tezahür edecek? Cevap, dijital araçların sadece örgütlenme için değil, doğrudan eylem aracına dönüştürüldüğü yeni direniş biçimlerinde yatıyor: Ağ temelli grev taktikleri.
Bu, basitçe sosyal medyada hashtag paylaşmak değil. Sermayenin dijital arterlerinde, onun mantığıyla ve onun araçlarıyla yapılan, üretimi ve dolaşımı doğrudan sekteye uğratmayı hedefleyen taktiksel müdahaleler bütünüdür.
Sanal Fabrika Kapıları: Dijital İş Bırakma Eylemleri
Geleneksel grev, mal ve hizmet üretimini durdurur. Dijital grevin hedefi ise veri üretimi, dolaşımı ve metalaştırılmasıdır. En temel biçimi, “dijital iş bırakma” veya “log-off grevi” olarak adlandırılabilecek eylemdir. Platform ekonomisinde çalışanlar -yemek dağıtımcıları, çağrı merkezi çalışanları, bulut işçiler- belirli bir zaman diliminde uygulamalara giriş yapmayı topluca reddeder. Bu eylem, algoritmanın işleyişini bozar. Sistem, anlık ve esnek emek arzının kesildiğini görür. Müşteri şikayetleri birikir, siparişler karşılanmaz, veri akışı kesintiye uğrar.
Burada grev, artık fiziksel bir mekândan değil, ağa bağlı bir “dijital bedenler” toplamından kaynaklanır. Örgütlenme, WhatsApp grupları, alternatif forumlar veya şifreli kanallar aracılığıyla gerçekleşir. Zorluk, görünmez ve dağınık işgücünü görünür ve koordineli bir kolektife dönüştürmektir. Türkiye’de, belirli kurye gruplarının yoğun saatlerde topluca “çevrimdışı” olma taktiği, bu türden spontane direniş örnekleri sergilemiştir.
Algoritmik Yavaşlama: Verimlilik Adaleti
Daha incelikli bir taktik ise “algoritmik yavaşlama” veya “dijital sulh” olabilir. Bu, işi bırakmak değil, onu kurallarına harfiyen uyarak, aşırı derecede yavaş ve “verimsiz” yapmaktır. Bir çağrı merkezi çalışanı, her protokol sorusunu en yavaş şekilde sorar. Bir veri etiketleyicisi, her görsele sınırsız sayıda etiket ekler, sistemi gereksiz veriyle doldurur. Bir kurye, algoritmanın önerdiği “en optimum” rotayı değil, trafik kurallarının izin verdiği en yavaş ve güvenli rotayı takip eder.
Bu eylem, kapitalist verimlilik mantığının kalbine saldırır. Sistem, emeğin yaratıcı ve aktif uyumuna dayanır. Bu uyum, pasif bir itaate dönüştüğünde, algoritma çöker. Grev, iş bırakma değil, işi bozma, onu anlamsızlaştırma eylemidir. Bu, 20. yüzyıldaki “ayak sürüme” eylemlerinin dijital çağdaki karşılığıdır.
Hacktivism ile Dayanışma: Teknik Altyapıyı Hedef Almak
Sendikalar ve sosyal hareketler, artık sadece bildiri yayınlamak için değil, teknik dayanışma araçları geliştirmek için de hacktivist gruplar ve siber güvenlik uzmanlarıyla işbirliği yapabilir. Hedef, işverenin dijital altyapısına zarar vermek değil -ki bu yasal sorunlar doğurur- onun üzerinde baskı kurmaktır.
– DDoS Dayanışması: Belirli bir süre için, patronun veya ihlalci şirketin web sitesine, grevdeki işçilerin taleplerini ileten bir “dayanışma duvarı” oluşturulabilir. Bu, sitenin erişilebilirliğini, talepler görülene kadar sınırlayan sembolik bir eylemdir.
– Adil Çalışma Eklentileri: Tarayıcı eklentileri geliştirilerek, belirli bir şirketin web sitesini ziyaret eden kullanıcılara, bu şirketteki emek sömürüsü, devam eden grevler veya boykot çağrıları hakkında şeffaf bilgi verilebilir. Bu, tüketici baskısını dijital olarak örgütlemenin bir yoludur.
– Alternatif İletişim Ağları: Grev sırasında işverenin iletişim kanalları (kurumsal e-posta, Slack kanalları) gözetim ve baskı aracı olabilir. Bu nedenle, grev komitelerinin şifreli, merkezi olmayan, alternatif iletişim ağları (Signal, Matrix, öz-yönetimli forumlar) kurması hayati önem taşır.
Türkiye’de Dijital Direnişin Önündeki Engel ve Fırsatlar
Türkiye’de, Erdoğan rejiminin interneti sansürleme ve gözetleme kapasitesi, dijital direniş alanını daraltıyor. Olağanüstü hal dönemlerinde artırılan yetkiler, dijital örgütlenmeyi “terör propagandası” kapsamında değerlendirme riskini beraberinde getiriyor. İşçi sınıfının dijital okuryazarlık düzeyindeki eşitsizlikler de bir engel.
Ancak, aynı zamanda büyük bir fırsat penceresi de var:
– Yaygın Sosyal Medya Kullanımı: Platformlar, hızlı haber yayma ve görünmez emek gruplarını (kuryeler, ev işçileri) görünür kılma potansiyeli taşıyor.
– Finansal Teknoloji Dayanışması: Grev fonları, dijital cüzdanlar ve kripto para bağışlarıyla hızlı ve takip edilmesi zor bir şekilde destek toplanabilir.
– Küresel Dayanışma Ağları: Türkiye’deki bir grev, uluslararası sendika konfederasyonlarının ve hacktivist grupların dijital dayanışmasıyla küresel ölçeğe taşınabilir. Bir şirketin küresel itibarına yönelik koordineli bir dijital kampanya, yerel mücadeleye güç katabilir.
Dijital Sokaklar, Sınıf Mücadelesinin Yeni Cephesi
Dijital direniş taktikleri, geleneksel örgütlenme ve eylem biçimlerinin yerini alamaz. Onları tamamlayıcı, güçlendirici ve zaman-mekân sınırlarını aşan bir boyut olarak görmek gerekir. Esas hedef, sermayenin dijitalleşmiş mantığını, onun araçlarıyla sekteye uğratarak, emeğin kolektif gücünü sanal alanda da inşa etmektir.
Bu, sadece bir “teknoloji meselesi” değil, sınıf mücadelesinin dilinin ve araçlarının güncellenmesi meselesidir. Kuryenin telefonundaki uygulama, onun hem patronu hem de potansiyel direniş aracıdır. Mesele, bu ikili karakteri kavrayıp, ağı, algoritmayı ve platformu, özgürleşme için yeniden kodlamanın yollarını bulmaktır. Dijital grev, nihayetinde, insan zekasının ve iradesinin, onu kontrol etmek için tasarlanmış otomatik sistemler karşısındaki zaferinin bir ifadesidir. Sokaklar sanal da olsa, mücadele son derece reel ve gerekli.
