Türkiye’de Erdoğan rejimi tarafından sistematik bir yargısal kuşatmaya tabi tutulan, 23 Mart 2025 tarihinden bu yana Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve ana muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, maruz kaldığı hukuksuz yargılama süreçlerine dair bir açıklama yayınladı.
Aynı anda “siyasal casusluk”, “diploma sahteciliği” ve İBB’ye yönelik “suç örgütü kurma” iddialarını içeren 414 sanıklı ana dava gibi çok sayıda dosyada tutuklu yargılanan İmamoğlu, savunma hakkının gasp edildiği bu süreci şu sözlerle ifşa etti:
Ekrem İmamoğlu’ndan açıklama:
“6 Temmuz tarihinde aynı gün ve aynı saatlerde üç ayrı yargılamam planlandı.
Diploma ceza davası, kamuoyunda ‘casusluk’ olarak bilinen dava ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin ana dava aynı zaman dilimine konuldu.
Yani benden fiilen aynı anda üç ayrı mahkeme önünde bulunmam beklendi. Bunun fiziksel olarak mümkün olmadığı ortada.
Ertesi gün, 7 Temmuz’da, Türk Ceza Kanunu’nun 203. maddesi gerekçe gösterilerek ortada buna ilişkin herhangi bir karar dahi bulunmaksızın duruşma salonuna getirilmedim.
Uygulanan madde bile yanlış. Avukatlarım doğal olarak itiraz etti. Aldıkları cevap ise durumun vahametini tek başına anlatmaya yeter: ‘Arada kararı yazarız!‘
8 Temmuz’da ise çok daha ağır bir tabloyla karşılaştık.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasında hakkımda suç örgütü kurma suçlaması ve ayrıca 143 eylem isnadı bulunuyor.
Buna rağmen benim savunmam, avukatlarımın savunmaları ve mahkeme heyeti ile savcının soruları için toplam yalnızca bir gün ayrıldı.
Sıra bana gelene kadar hiçbir süre kısıtlaması uygulanmazken bir anda bana böyle bir dayatma yapıldı.
Üç avukatımın kullanacağı süreyi de hesaba kattığınızda, böyle bir suçlamaya karşı şahsi savunmam, avukatlarımın beyanları ve hakim-savcı sorgusu için fiilen yedi sekiz saatten söz ediyoruz.
Şimdi soruyorum: Bunun adı savunma hakkı olabilir mi?
Savunma hakkı, sanığa mikrofonu uzatıp ‘Konuş’ demek değildir.
Savunma hakkı; neyle suçlandığınızı öğrenebilmek, önünüze konulan delilleri inceleyebilmek, her bir iddiaya makul süre içerisinde cevap verebilmek, delilleri tartışabilmek ve mahkeme önünde kendinizi eşit koşullarda ifade edebilmektir.
Mahkeme ise bu hakkı tanımamış, gerçeğe tamamen aykırı bir tutanakla o hakkın kullanılmasını imkansız hale getirmiştir.
Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz sonsuz süre de istemiyoruz.
Biz savunma hakkımızı istiyoruz.
İddia makamına aylar boyunca hazırlanma imkanı tanınmışsa savunmaya da bu iddialara hakkıyla cevap verebileceği makul koşullar sağlanmak zorundadır.
Çünkü savunma, yargılamayı geciktiren bir yük değildir. Savunma hakkı olmayan yerde gerçek anlamda bir yargılamadan da bahsedemeyiz.”
