Materyalizm Neden Yeniden Tartışılmalı? – “Her Şey Buharlaşırken” Katı Olana Tutunmak

Can Taylan Tapar

Felsefe bölümlerinin kantinlerinde, Cihangir’in “yüksek” entelektüel sohbetlerinde veya akademiğin steril koridorlarında yıllardır bize bir masal anlatıldı: “Büyük anlatılar öldü, sınıflar buharlaştı, artık post-truth (hakikat sonrası) çağındayız.”

Bize dediler ki; madde artık önemli değil, önemli olan “söylem”dir, “imaj”dır, “algı”dır. İşçi sınıfı bitti, artık “bilişsel proleterler” var ve onların zincirleri yok, wi-fi şifreleri var.

Ne muazzam bir yalan.

Bugün, 2025’in eşiğinde; kirasını ödeyemeyen beyaz yakalının, motokuryenin sırtındaki çantanın ağırlığının, marketteki etiketin yakıcılığının ortasında “söylem”den bahsetmek, entelektüel bir şımarıklıktır. İşte bu yüzden, tozlu raflara kaldırılmaya çalışılan Tarihsel Materyalizm’i, bir müze eseri olarak değil, bugünü açıklayan en keskin neşter olarak yeniden masaya yatırmak zorundayız.

1. “Söylem” Karın Doyurmuyor: Post-Modernizmin İflası

90’ların sonundan itibaren sol liberalizm, mücadeleyi “kimlik siyaseti”ne ve “dil oyunlarına” hapsetti. Sorun kapitalizm değilmiş de, birbirimize nasıl hitap ettiğimizmiş gibi davranıldı.

Elbette kültürel kodlar, cinsiyet rolleri ve dil önemlidir. Ancak materyalizm bize şunu hatırlatır: Bir toplumun düşünsel yapısını (üstyapı), o toplumun üretim ilişkileri (altyapı) belirler.

Siz istediğiniz kadar özgürlükçü söylemler üretin; eğer üretim araçları bir avuç azınlığın elindeyse, eğer barınma hakkı borsada işlem gören bir meta ise, “özgürlük” sadece parası olanın satın alabileceği bir lüks olur. Post-modernizm, “gerçek yoktur, yorum vardır” diyerek bizi sınıfsal körlüğe itti. Oysa açlık bir yorum değil, biyolojik ve ekonomik bir gerçektir.

2. Dijital “Bulut”un Maddi Ağırlığı

Materyalizme yöneltilen en güncel eleştiri şudur: “Ama artık dijital çağdayız, üretim maddesel değil, emek soyutlaştı.”

Bu, kapitalizmin en büyük sihirbazlık numarasıdır. “Cloud” (Bulut) dediğiniz şey gökyüzünde süzülen bir huzme değildir. Okyanusların dibinden geçen devasa kablolar, Kuzey Kutbu’na yakın yerlerde soğutulan milyar dolarlık veri merkezleri ve o sunucuların çalışması için harcanan korkunç boyutta elektrik enerjisidir.

Yapay zeka dediğiniz “soyut akıl”; Afrika’daki kobalt madenlerinde çocukların çıkardığı minerallere, Tayvan’daki fabrikalarda kör olma pahasına çip üreten işçilere muhtaçtır. Dijitalleşme, maddeyi yok etmedi; maddenin sömürüsünü coğrafi olarak gizledi ve derinleştirdi. Tarihsel materyalizm bugün bize, “algoritmik sömürüyü” anlamak için kodlara değil, o kodun mülkiyetine kimin sahip olduğuna bakmamızı öğütler.

3. Ekoloji: Maddenin İntikamı

Tarihsel materyalizmin “doğaya tahakküm” içerdiği eleştirisi, Marx’ı yüzeysel okuyanların ezberidir. Oysa Marx, kapitalizmin sadece işçiyi değil, toprağı da sömürdüğünü ve insan ile doğa arasındaki “metabolik döngüyü” kırdığını 150 yıl önce yazmıştı.

Bugün iklim krizi dediğimiz şey, maddenin idealizme ve kâr hırsına verdiği en sert cevaptır. Siz borsada “karbon kredisi” satarak havayı temizlediğinizi sanabilirsiniz (finansal illüzyon), ama atmosferdeki CO2 oranı (maddi gerçeklik) artmaya devam eder.

Doğa, borsayı umursamaz. Fizik kuralları, CEO’ların strateji toplantılarını dinlemez. İşte bu yüzden ekolojik mücadele, özünde en materyalist mücadeledir. Gezegenin sınırları, kapitalizmin sonsuz büyüme hayaline “dur” diyen maddi duvardır.

4. Neden Şimdi?

Felsefeyi gökyüzünden yeryüzüne indirmek zorundayız. Çünkü:

  • Prekarya (Güvencesizler) Sınıfı: Artık fabrikada tulum giyen işçi kadar, ev-ofis çalışan yazılımcı da, direksiyon sallayan kurye de üretim aracına sahip değildir. Hepsi emeğini satmak zorundadır. Biçim değişmiş, ama sömürünün özü (artı-değer hırsızlığı) aynı kalmıştır.

  • Gerçekliğin Yitimi: Sahte haberlerin, deep-fake videoların ve algı operasyonlarının çağında, “hakikat”i savunmak devrimci bir eylemdir. Materyalizm bize, olayların görünen yüzüne (fenomen) değil, arkasındaki çıkar ilişkilerine (numen/öz) bakma disiplini kazandırır.

Sonuç: Pusulayı Yeniden Ayarlamak

Tarihsel materyalizmi savunmak, 19. yüzyılın sanayi devrimi nostaljisine kapılmak demek değildir. Aksine; yapay zekanın, genetiğin, uzay madenciliğinin konuşulduğu bir çağda, insanlığın ve doğanın sermaye tarafından nasıl “nesneleştirildiğini” görebilmek demektir.

Düşünce dünyamızı; “her şeyin mümkün olduğu” liberal rüyadan uyandırıp, “neyin zorunlu olduğu” gerçeğine çekmeliyiz.

Çünkü Engels’in o meşhur sözü hala geçerlidir: “İnsanlar siyaset, bilim, sanat ve dinle uğraşmadan önce; yemek, içmek, barınmak ve giyinmek zorundadırlar.”

Bu basit maddi gerçeği unutturan her felsefe, egemenlerin afyonudur. Ve biz Modigo’da, bu afyonu dağıtmaya, gerçeğin o sert ama iyileştirici tadını hatırlatmaya devam edeceğiz.