Bekleyen Dosya, Bölünen Parti: CHP Davasından Yeni Parti’ye

Can Taylan Tapar
Yeni Parti - Özgür Özel

Bir dosyanın garip yolculuğu

Bir mahkeme kararının infazı genellikle basit bir hukuki takvim meselesidir: karar verilir, itiraz süresi işler, üst mahkemeye gönderilir, incelenir. CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin “mutlak butlan” davasında bu takvimin her adımı, sıradışı bir yavaşlıkla ilerledi. Bu yavaşlığın kendisi, davanın esasından bağımsız olarak, siyasi sonuç üretmeye devam etti; öyle ki dava henüz kesinleşmeden, ortaya çıkan fiili durum artık geri döndürülemez bir noktaya ulaştı.

Hatırlatmak gerekirse: İstinaf mahkemesi Mayıs 2026’da 2023 kurultayını usulsüzlük gerekçesiyle geçersiz sayarak Özgür Özel’in genel başkanlık görevini düşürdü ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu eski yönetim kadrosuyla birlikte göreve iade etti. Özel cephesi bu karara karşı hem hukuki yollara başvurdu hem de delegelerden ıslak imza toplayarak olağanüstü kurultay talebinde bulundu. Ancak hukuki engeller ve art arda gelen tedbir kararları nedeniyle CHP yönetimini yeniden devralamadı. Temyiz dosyası aylarca Yargıtay’a gönderilmedi; ancak 17 Temmuz’da Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’ne ulaşabildi ve 1 Eylül’e kadar sürecek adli tatil gerekçesiyle incelemesi ertelendi. AK Parti kulislerinden sızan bilgiye göre bu, zaten önceden öngörülen bir sonuçtu: “Adli tatil de var, 2-3 ay sonra Eylül gibi karar verilir.”

Erteleme, bölünmeye dönüştü

Bu bekleme süresi, CHP içindeki krizi çözülmez hale getirdi ve Özel cephesi köprüleri yaktı: 24 Temmuz 2026’da Özgür Özel ve kendisine bağlı 91 milletvekili CHP’den istifa ederek Yeni Parti’yi resmen kurdu. Kuruluş dilekçesi 27 Temmuz’da İçişleri Bakanlığı’na sunuldu, genel başkanlığa Kurucular Kurulu tarafından oy birliğiyle Özel getirildi. Bu, sıradan bir örgütsel ayrılık değil, TBMM aritmetiğini doğrudan değiştiren bir kopuş oldu: Yeni Parti, 91 milletvekiliyle AK Parti’nin ardından Meclis’teki en büyük ikinci grup ve resmen ana muhalefet partisi konumuna yükselirken, Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP milletvekili sayısı bakımından beşinci sıraya geriledi.

Bölünmenin fatura kalemleri de netleşti: CHP’ye ait binalar, makam araçları gibi kurumsal varlıklar mevcut (Kılıçdaroğlu yönetimindeki) partide kaldı; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise hazine yardımının, CHP’den ayrılarak Yeni Parti’ye geçen milletvekili sayısı oranında paylaşılmasının “etik olan” olacağını söyleyerek tartışmaya kendi kulvarından bir boyut daha ekledi.

Yeni Parti nereye gidiyor?

Kuruluşundan bu yana geçen üç haftalık sürede Yeni Parti hızlı bir kurumsallaşma sürecine girdi: tüzüğünü ve 41 sayfalık, parlamenter sisteme dönüş, sosyal devlet, hukuk reformu gibi başlıklar içeren programını kamuoyuyla paylaştı, 81 ilde teşkilatlanmaya başladı. Özel, partiyi “ne İmamoğlu’nun ne kendisinin” değil, ortak bir gelecek hedefiyle kurulan yeni bir siyasi başlangıç olarak tanımlıyor ve asıl siyasi kuruluşu ağustos-eylül-ekim döneminde sahada tamamlamayı planladıklarını söylüyor.

Kamuoyu yoklamaları da bu tabloya ilginç bir katman ekliyor: 8 Ağustos’ta açıklanan bir SONAR anketinde Yeni Parti yüzde 34,3 ile birinci sırada çıktı. Aynı gün Özel, Le Monde’da kaleme aldığı bir yazıda Avrupa’nın geleceğinin Türkiye’deki demokrasiye bağlı olduğunu savundu; bu da sürecin artık yalnızca iç siyaset değil, uluslararası bir görünürlük kazandığını gösteriyor.

Kim kazanıyor?

Sürecin başında sorulması gereken soru netti: bu bekletme taktiğinin nihai faydalanıcısı kim olacak? Üç ay sonra tablo, basit bir “iktidar kazandı” yanıtından daha karmaşık. Bir yandan, ana muhalefetin fiilen ikiye bölünmesi ve CHP’nin (marka, teşkilat, 2 milyona yakın üye mirası ile) parçalanması, iktidarın klasik “böl ve yönet” stratejisiyle örtüşüyor: hukuki süreç, muhalefetin enerjisini aylarca kurultay hukuku tartışmasına harcattı ve nihayetinde kurumsal bütünlüğü kalıcı biçimde kırdı. Öte yandan ortaya çıkan sonuç, iktidarın hedeflediğinden farklı bir siyasi aktör de doğurmuş olabilir: anketlerde öne çıkan, tazelenmiş bir kadroyla hareket eden ve uluslararası basında görünürlük kazanan bir Yeni Parti. Bu ikircikli tablo, lawfare taktiklerinin her zaman öngörülebilir sonuçlar üretmediğini, bazen hedeflenenin ötesinde siyasi dinamikler yaratabildiğini de gösteriyor.

Bunun yalnızca CHP’ye özgü bir mesele olmadığını da not etmek gerekir: aynı hukuki mekanizma (mahkeme kararıyla yerel/il yönetimlerin değiştirilmesi) daha önce CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’nda da uygulanmıştı. Genel merkez düzeyinde izlenen “belirsiz süreli tedbir + geciktirilen temyiz” formülü, aynı taktiğin daha büyük ölçekte tekrarı olarak okunabilir; ancak bu kez sonucu, tek bir yönetim değişikliği değil, partinin ikiye bölünmesi oldu.

Sonuç: erteleme de bir karardır, ama sonuçları öngörülebilir değildir

Türkiye’de hukuk devletinin durumunu tartışırken genellikle açık, sonuçlanmış kararlara odaklanılıyor: bir tutuklama, bir mahkûmiyet, bir görevden alma. Ama CHP örneği gösteriyor ki bir mahkemenin karar vermemesi, yani bir dosyayı aylarca bekletmesi de siyaseten en az bir karar kadar etkili bir araç olabilir. Yargıtay’ın Eylül’de vereceği karar artık büyük ölçüde sembolik kalabilir, çünkü fiili bölünme zaten gerçekleşti ve yeni bir siyasi aktör kendi meşruiyetini sandıkta arayan bir yola girdi. Bu da “hukuku silahlandırma” tartışmasına eklenmesi gereken önemli bir boyut: bazen silah, hızlı bir müdahale değil, sabırla işleyen bir bekleme süresidir, ama bu sabrın ürettiği sonuç, silahı kullananın öngördüğünden farklı da çıkabilir.


 Kaynaklar: Euronews Türkçe, Sözcü, NTV, Ekonomim, Odatv, Medyascope, Emek Gündemi ve Vikipedi’nin Mayıs-Ağustos 2026 tarihli haber ve derlemeleri.