Üçten dörde çıkan bir liste
Bu köşede daha önce İmamoğlu’na karşı yürütülen süreci üç paralel dava (İBB, casusluk, diploma) üzerinden ele almıştık. Ağustos 2026 itibarıyla tablo daha da genişlemiş durumda: bu üçüne, 30 Mart’taki bir duruşmada bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle açılan ayrı bir dava ve bu davadaki savunmasından doğan yeni bir “kamu görevlisine hakaret ve tehdit” soruşturması eklendi. İmamoğlu’nun kendisi de 6 Temmuz’daki bir duruşmada, aynı gün aynı binada üç ayrı davayla yüzleştiğini “hukuksuzluk triatlonu” diyerek özetlemişti; aradan geçen bir ayda tabloya dördüncü bir yarış daha eklendi.
Dört cephenin Ağustos ortası durumu
İBB davası: 107 tutukluyla başlayan ve zamanla 110’a çıkan bu dosyada, art arda yapılan tutukluluk incelemeleriyle bugüne kadar 57 kişi tahliye edildi; geriye kalan 53 sanık arasında İmamoğlu da var. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 6 Ağustos’taki son tutukluluk incelemesinde 53 sanığın tümü için tutukluluğun devamına karar verildi, herhangi bir gerekçe de yazılmadı. Davanın ikinci celsesi 17 Ağustos’ta başlıyor, ama mahkeme heyeti bu oturumlarda yalnızca tutuksuz yargılanan sanıkların savunmalarının dinleneceğini açıkladı. Yani İmamoğlu, davanın esasına ilişkin savunmasını yapma hakkını bir süre daha kullanamayacak; üstelik iddianamede kendisine yöneltilen 142 ayrı eylem için tanınan savunma süresinin yetersizliğini protesto ederken mahkeme başkanıyla yaşadığı gerginlik sonrası zaten salondan çıkarılmıştı.
Casusluk davası: TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün ile birlikte yargılandığı bu dava, dört sanığın tutukluluğunun devamına karar verilerek 29 Eylül 2026’ya ertelendi. İmamoğlu, kendisine yöneltilen suçlamanın temelinde Hüseyin Gün ile yaptığı kısa bir görüşme ve o sırada çekilmiş bir fotoğrafın bulunduğunu savundu.
Diploma davası: Beşinci kez hakim karşısına çıkan İmamoğlu’nun bu davası da 25 Aralık 2026’ya ertelendi. Mahkeme, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin diplomanın iptaline ilişkin kararının kesinleşip kesinleşmediğinin sorulmasına karar verdi ve esasen kendi kararını başka bir mahkemenin kararına bağladı. İmamoğlu bu duruşmada “1,5 yılda icat edilen 20’nin üzerinde davaya muhatap” olduğunu söyledi.
Bilirkişi davası ve yeni soruşturma: Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu’nun İBB’ye yönelik soruşturmada görev alan yargı mensupları hakkında kullandığı ifadelerin “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” ve “tehdit” suçlarını oluşturduğu gerekçesiyle resen bir soruşturma başlattı. Soruşturmanın dayanağı, İmamoğlu’nun aynı gün görülen bilirkişi davasındaki savunması sırasında kullandığı sözler.
Ortak desen: erteleme, hem ceza hem de araç
Bu dört davaya birlikte bakıldığında iki farklı işlev öne çıkıyor. Birincisi, doğrudan cezalandırıcı işlev: İmamoğlu tutuklu kalmaya devam ediyor, üstelik İBB davasında savunma hakkını kullanması bile Ağustos ayı için askıya alınmış durumda. İkincisi, daha ince bir mekanizma: diploma davasında görüldüğü gibi, bir mahkeme kendi kararını başka bir mahkemenin (idari yargının) kararına bağlayarak süreci belirsiz bir tarihe erteleyebiliyor. Bu, geçtiğimiz hafta CHP’nin kurultay davasında da gözlemlediğimiz “erteleme taktiği”nin bireysel düzeydeki bir yansıması: karar vermemek de, en az bir karar kadar siyasi sonuç üreten bir araç.
Buna bir de dördüncü davanın kendisi ekleniyor: bir mahkeme salonunda, savunma hakkını kullanırken sarf edilen sözlerin saatler içinde yeni bir ceza soruşturmasına dönüşmesi. Bu, sanığın kendini savunma alanını daraltan, aynı zamanda “konuşursan yeni bir dava açarız” mesajı veren bir caydırıcılık taşıyor.
Sonuç: davaların sayısı, adaletin göstergesi değil
İmamoğlu’na yönelik dava sayısının artması, hukuki bir zorunluluktan çok siyasi bir hesaplaşmanın derinleştiğinin göstergesi. Dört ayrı mahkemenin, dört ayrı gerekçeyle, aynı kişiyi aynı anda yargılaması istatistiksel bir tesadüf değil. Üstelik bu davalardan hiçbiri kısa vadede sonuçlanacak gibi görünmüyor: İBB davası süresiz uzuyor, casusluk davası eylüle, diploma davası aralığa ertelendi, bilirkişi davasındaki soruşturma ise henüz iddianameye bile dönüşmedi. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, hukuki bir çözümden çok, belirsizliğin kendisinin bir cezalandırma aracına dönüştüğü bir sistem.
Kaynaklar: Cumhuriyet, Medyascope, soL Haber, Anka Haber, Habercicom, ekremimamoglu.com ve Vikipedi’nin Şubat-Ağustos 2026 tarihli haber ve derlemeleri.
