Geçtiğimiz yıllarda, dünyaca ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, The Grand Design (Büyük Tasarım) adlı kitabının yayımlanmasının ardından “cennet bir masal” ve “evrenin oluşması için tanrıya ihtiyaç yok” gibi cümleleriyle bilim ve inanç çevrelerinde büyük bir tartışma başlatmıştı. Hawking’in bu radikal argümanları, aslında tarih boyunca insanın evreni anlama çabasının ulaştığı en son noktayı temsil ediyor: Doğaüstü bir yaratıcıya başvurmadan evrenin varoluşunu açıklayabilme yeteneği.
Hawking’e göre, evreni anlamak için artık bir “ilahi kıvılcıma” ihtiyacımız yok. Evrenin ve bizim var olmamızın nedeni, basitçe fizik yasalarının zorunlu bir sonucudur.
Tanrı’yı Gereksiz Kılan Yasa: Kütle Çekimi
Hawking’in ateist kozmolojiye en büyük katkısı, evrenin kökenini açıklarken kullandığı keskin ve yalın argümandır:
“Kütle çekimi (yerçekimi) diye bir yasa olduğu için, evren kendini yoktan yaratabilir ve yaratmıştır da. Evrenin ve bizim var olma nedenimiz ‘kendi kendini oluşturmaktır’. Tanrı’nın fitili ateşleyip evreni harekete geçirmesine gerek yok.“
Bu görüşe göre, evrenin var olması için bir dış müdahaleye, yani bir yaratıcıya gerek yoktur. Fizik yasaları (özellikle de kuantum fiziği ve kütle çekimi) o kadar güçlüdür ki, evrenin hiçlikten kendiliğinden ortaya çıkmasını sağlayacak koşulları otomatik olarak yaratır.
Hawking, bu durumu, biyolojideki devrimle de paralellik kurarak açıklamaktadır: Tıpkı Darwinizm‘in canlılığın kökenini açıklayarak biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirmesi gibi, modern fizik kuramları (özellikle M-Kuramı gibi çoklu evrenleri öngören teoriler) de evrenin oluşumu konusunda bir yaratıcının rolünü tamamen gereksiz kılmıştır. Bilim artık, evrenin varoluşunun sadece mümkün değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir olay olduğunu öne sürmektedir.
Büyük Patlama: Bir Patlama Değil, Genişleme
Evrenin başlangıcı denildiğinde akla gelen en temel kavram olan Big Bang (Büyük Patlama), genellikle yanlış anlaşılmaktadır. Tanrı inancını savunanlar dahi, Büyük Patlama’yı bir yaratıcının olaya ilk müdahalesi olarak yorumlama eğilimindedir. Ancak bilim, bu terimin çağrıştırdığının aksini söyler.
Big Bang, adının böyle olmasına karşın, konuya aşina olmayan kimilerinin hayal ettiği gibi, günümüzdeki galaksileri oluşturan maddeyi dışarı fırlatıp atan, herhangi bir noktada meydana gelmiş bir patlama değildir.
Bu kritik ayrım, evrenin başlangıcını özel bir yere veya özel bir zamana bağlama fikrini ortadan kaldırır. Big Bang:
- Belirli **”bir yer”**de olmuş bir patlama değildir.
- Evrenin ilk döneminde, gözlemlenebilir evrenin koşulları her yerde aynıydı.
- Büyük Patlama terimi, evrenin genişlemesi olgusunun şiddetine gönderme yapmak üzere tercih edilmiş bir terimdir.
- Big Bang’ın anladığımız anlamda bir merkezi ya da özel bir yönü yoktur.
Evren, ilk anlarında tek bir noktada patlayan bir bomba gibi değil, her yerdeki uzay-zamanın kendisinin hızla genişlemesiyle meydana gelmiştir. Fiziksel yasaların her noktada hüküm sürmesi, evrenin kendiliğinden ve tasarımsız bir şekilde var olabileceği tezini güçlendirmektedir.
Sonuç: Bilimin Zaferi ve Ateizmin Temeli
Modern kozmoloji, evrenin başlangıcını, varlığını ve gelişimini açıklamak için fiziksel gerçekliğin kendisinden yola çıkmaktadır. Kütle çekimi ve kuantum mekaniği gibi yasalar, evrenin hiçlikten var olma potansiyelini doğasında barındırır. Bu durum, bilimsel yöntemin ve insan zekasının nihai zaferidir: Evrenin nasıl çalıştığını anlamak için artık Tanrı’nın aklını anlamaya ihtiyacımız kalmamıştır.
Stephen Hawking’in de özetlediği gibi: Evrenin kendi kendini yaratması için Tanrı’ya ihtiyacı yoktur. Bilim, bu büyük soruyu “yaratıcı” kavramına ihtiyaç duymadan cevaplama yolunda emin adımlarla ilerlemektedir ve bu ilerleme, ateist dünya görüşünün en sağlam temellerinden birini oluşturmaktadır.