AB’nin Türkiye için hazırladığı yeni İlerleme Raporu, karışık ancak ağırlıklı olarak eleştirel bir tablo çiziyor. Ankara bazı alanlarda ılımlı ilerlemeler kaydetmiş olsa da demokratik standartlar, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konularında yaşanan büyük gerilemeler ağır basıyor. Katılım sürecinin yeniden canlanması ise ufukta görünmüyor.
Kasım ayı başında sunulan AB’nin Türkiye İlerleme Raporu, katılım sürecinin yeniden başlatılmaktan çok uzak olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Türkiye resmen aday ülke olmaya devam etse de ve stratejik bir ortak olarak önemini korusa da bu durum özellikle göç, güvenlik ve ticaret gibi alanlarla sınırlı kalıyor.
Rapora göre, katılım sürecini ilgilendiren bazı konularda hafif ilerlemeler kaydedildi ve Türkiye’nin piyasa ekonomisi yeterince gelişmiş durumda. Ancak raporun da altını çizdiği gibi, ilgili birçok alanda ciddi gerilemeler yaşanıyor. AB raporu, bu gerilemelerin özellikle demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konularında olduğunu belirtiyor. Yolsuzlukla mücadele gibi konularda da kayda değer bir iyileşme görülmediği ifade ediliyor.
Demokrasi, Hukukun Üstünlüğü ve Temel Haklarda Ciddi Gerilemeler
Muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin ve sivil toplum aktivistlerinin tutuklanması, Brüksel’deki endişeleri daha da artırdı. Raporu hazırlayanlar, demokratik standartları zayıflatan başka faktörler de tespit etti. Bunlar arasında hükümetin medya üzerindeki önemli etkisi ve devlet kanalı TRT’nin muhalefete karşı ayrımcılık yapması da yer alıyor.
Rapor; Türkiye’de internet kullanımı, sanatsal özgürlükler, gazetecilerin güvenliği ve çalışma koşulları ile toplanma özgürlüğü gibi konularda önemli eksiklikler ve kısıtlamalar olduğunu belgeliyor. Dini azınlıkların haklarının güvence altına alınmasında da eksikliklerin devam ettiği belirtiliyor.
Türkiye, ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadeleye yönelik çok sayıda uluslararası sözleşmeyi imzalamış olsa da Kürtlere, Hristiyanlara, Suriyelilere, Yahudilere veya Alevilere karşı sık sık nefret söylemleri ve saldırılar yaşanıyor.
Türkiye’de Azınlık Hakları Yetersiz Kalmaya Devam Ediyor
Raporda, incelenen çok sayıda alandan bazılarında ilerlemeler kaydedildiği de belirtiliyor. Örneğin, engelli bireylerin veya Roman çocukların topluma dahil edilmesi konularında kısmi iyileşmeler var. Ancak bu alanlarda dahi daha fazla çabaya ihtiyaç duyulduğu, durumun iyileştirilmesine yardımcı olabilecek verilerin toplanması ve analiz edilmesinde eksiklikler bulunduğu ifade ediliyor.
Genel olarak Türkiye’de azınlıkların durumunun gerginliğini koruduğu belirtiliyor. Azınlık okullarının kamu fonlarından yararlanamadığı, ders kitaplarındaki aşağılayıcı olarak algılanan içeriklerin çıkarılmadığı ve 1915-1916 yıllarındaki Ermeni Soykırımı’nı anma etkinliklerinin yasaklandığı ifade ediliyor. Ayrıca, azınlık mensuplarının devlet dairelerinde nadiren temsil edildiği de vurgulanıyor.
AB tarafı, yeniden başlayacak bir barış süreci aracılığıyla Kürt nüfusun kültürel hakları alanında iyileşmeler olmasını umuyor. Dış politika konusunda ise Kıbrıs ve Yunanistan’a yönelik olumlu sinyallerden bahsediliyor; örneğin, Doğu Akdeniz’de izinsiz petrol ve gaz sondajı yapılmaması gibi.
Muhalefete Karşı “Terörle Mücadele Yasalarının Seçici Uygulanması”
Komşuluk politikası ve terörle mücadele gibi alanların da siyasi ve ideolojik bir renge büründüğü belirtiliyor. Türkiye, Batı Balkan ülkelerini destekleyerek ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkileri yoğunlaştırıyor ve bu ülkelerin askeri kapasitelerinin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Rapor, genel olarak Ankara’nın bölge üzerinde istikrar sağlayıcı bir etki yarattığını ifade ediyor.
Aynı zamanda Türkiye, bu bölgelerde kendi gündemini takip ediyor; örneğin, Gülen hareketi üyesi olduğu iddia edilen kişilerin iadesini talep ediyor ve bu harekete ait olduğu düşünülen okulları ve işletmeleri kapattırıyor. Benzer bir durum terörle mücadelede de görülüyor. Türkiye’nin, PKK veya “İslam Devleti” (IŞİD) gibi grupların hareket alanını daraltmayı başardığı kabul ediliyor.
Ancak aynı zamanda, AB ülkelerinin hiçbirinde terörist veya aşırılık yanlısı olarak sınıflandırılmayan Gülen hareketine karşı da mücadele yürütülüyor. Bu mücadeleye çoğu zaman gerçek teröristlere karşı önlem almaktan ve strateji geliştirmekten daha fazla önem atfediliyor. Ayrıca, terörle mücadele mevzuatı sık sık temel özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü zayıflatmak için kullanılıyor.
AB raporunun hayal kırıklığı yaratan bilançosu şöyle özetleniyor: “Muhalif görüşleri susturmak, siyasi rakipleri ve gazetecileri hapsetmek amacıyla terörle mücadele yasalarının siyasi muhalefete karşı seçici bir şekilde uygulanmasına yönelik sürekli artan bir eğilim söz konusu
Raporun orijinal metnine ulaşmak için: 4bb4ddd1-4f20-4ee0-92db-926996ec8dd1_en
Cumali Yağmur